Turgut Özalın Siyasi Mirası

Turgut Özal’ın Siyasi Mirası

 Neşeli ve şakacı bir tabiata sahipti. İnançlı bir insandı. Bir derviş gönlüne ve ruhuna sahipti. Turgut Özal, 6 Kasım 1983 tarihinde başlayan devam eden siyasi hayatı boyunca, Türkiye’yi içine kapalı ve kabuğuna hapsolmuş bir durumdan alarak dünyaya açılan, dünyadaki siyasî, ekonomik ve teknolojik değişimleri ve gelişmeleri doğru okuyarak, yüksek bir dinamizme açan, çağ atlatan temel reformları gerçekleştiren bir siyaset ve devlet adamıdır. Başarısının arkasında yatan en önemli unsur, siyaset anlayışıdır. Turgut Özal, Türk siyaset tarihine “Çağı doğru okuyan bir lider” olarak ismini yazdırmıştır. O aynı zamanda halkı ile bütünleşmiş, milletinin müştereklerini yine milleti ile paylaşmış bir devlet adamıdır.birçok konuda bizlere fikir ve düşüncelerini miras olarak bırakmıştır

Güçlü devlet,

Güçlü devlet, memurları çok olan devlet değildir. Güçlü devlet harcamaları çok; fakat iki yakası bir araya gelmeyen devlet değildir. Güçlü devlet, memurları az; fakat kabiliyetli ve seçkin kimselerden müteşekkil bir devlettir. Güçlü devlet, harcamaları hak ölçüler içinde, fakat hazinesi dolu olan devlettir. Asıl olan devletin zenginliği sonucu milletin zenginliği değil, milletin zenginliği sonucu devletin zengin olmasıdır.”

Millyetçilik

Milliyetçilik anlayışımız, Anayasamızda ifadesini bulan, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve Demokrasiyi koruyan bir muhtevaya sahiptir. Türk milletini, Türk vatanını ve Türk insanını sevmeden, benimsemeden, Türk Devleti’nin iyi idare edilebileceğine inanmıyoruz. Atatürk’ün milliyetçilik konusundaki görüşlerine bağlı Türk milliyetçiliği anlayışımız, icraatımızın temel düşüncesini teşkil edecektir

Muhafazakarlık

Muhafazakârlık anlayışımız, millî, manevî ve ahlakî değerlerimize, kültürümüze, tarihimize, örf, âdet ve geleneklerimize bağlığımızın bir ifadesidir… Asla tutucu, mutaassıp ve yeniliklere kapalı değiliz. Aksine, ilerlemeye açık, medenî, müreffeh, büyük ve kudretli  bir Türkiye, en büyük idealimizdir.

Sosyal adaletçilik

Sosyal adaletçilik, sadece belirli ideolojilerin, peşin hükümlü, kalıplaşmış formüllerin inhisarında değildir. Sosyal adaletçilik, fukaranın yanında bulunmak, lâfla olmaz. Aziz milletimizin mukaddes addettiği değerler sosyal adaletçiliğe büyük önem vermektedir. Bizim kıymet hükümlerimiz içinde, komşusu aç yatarken tok uyumanın kötülüğü vardır. Kişinin kendi nefsi için istediğini başkası için de istemesi şart koşulmuştur.

İktisâdi gelişimin hızlandırılması, sosyal dengeni iyileştirilmesi, fertlerin kabiliyet ve çalışmalarına göre arzularının teşvik edilmesi, gruplar arasındaki gelir dağılımı farklılıklarının pratik ölçüler içinde azaltılması, bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının asgariye indirilmesi, fakirliğin kaldırılarak refahın yaygınlaştırılması, iktisâdi gelişme politikamızın esaslarını teşkil eder.

 Devlet ve Millet Bütünleşmesi

“Devlet millet için vardır. Devletin millet ile bütünleşmesi esastır. Devlet, hiçbir zaman vatandaşın karşısında veya vatandaşın rakibi değildir. Devlet, vatandaşın yardımcısıdır. “

Huzur ve Güven

   “Ülkede huzur ve güvenin temini, vatandaşın can ve mal emniyetinin sağlanması, devletin ilk aslî görevidir. Bu görev yerine getirilmeden devletin varlığından bahsedilemez. Huzur ve güvenin sağlam ve kalıcı temellere oturtulması, siyasî, iktisadî ve sosyal politikaların bir bütünlük içinde uygulanmasına, birbiriyle ahenkli ve dengeli yürütülmesine bağlıdır. Huzur ve güvenin bedeli demokratik nizamdan, insan hak ve hürriyetlerinden vazgeçmek değildir. “

Hürriyetçi Demokratik Nizam

  “Hürriyetçi demokratik nizama gönülden bağlıyız. Millet hâkimiyetinin tek esas olduğuna inanıyoruz.Demokratik nizam, insan hak ve hürriyetlerine saygının en yüksek olduğu, insan hak ve hürriyetlerinin en iyi şekilde korunduğu rejimdir.Temel vasıfları adalet ve hukukun üstünlüğü olan demokratik nizam, insan şeref ve haysiyetinin, söz, düşünce, kanaat, din ve vicdan hürriyetinin en güvenilir teminatıdır.

 Demokratik nizamı, insan hak ve hürriyetlerini zedelemeye, tahrip etmeye, ortadan kaldırmaya matuf her türlü hareketin karşısındayız. Demokratik düşünce ve haklara karşı olan her türlü rejimi ve tasarrufu reddederiz.

 Millete en iyi hizmet verilebilmesi, devlet idaresinde milletin en iyi şekilde temsil edilebilmesi, ancak demokratik bir nizam ile mümkün olabilir. Cumhuriyet, devlet ve demokrasi anlayışımızı mükemmel olarak ahenkleştiren bir idare şeklidir. Toplumun maddî ve manevî olarak yükselmesinde ve yüceltilmesinde temel unsur insandır. Herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancındayız.

  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ifadesini bulan bu hak ve hürriyetlerin sağlanması ve teminat altına alınması için hukuka bağlı ve hukukun üstünlüğünü esas alan devlet nizamını temel şart görürüz.Herkes Anayasamızın teminatı altında vicdan, dini inanç ve ibadet hürriyetine sahiptir. Maddî ve manevî gelişmeyi birlikte sağlamanın zaruretine inanıyoruz.

 Laikliği, manevî değerlerin korunmasında, vicdan, dini inanç ve ibâdet hürriyetinin uygulanmasında ve dinî kültürün geliştirilmesinde kısıtlayıcı unsur olarak anlamıyoruz.”

“Demokrasiyi tam anlamıyla yerleştirme sürecindeki Türkiye’miz insan haklarını da evrensel boyutta yerleştirme gayreti içinde olmalıdır. “

 Manevî Kalkınma

  “ Ekonomik kalkınmanın muharrik gücü manevî kalkınma ile artar.

 İslâm ahlâkı ve bunu veren İslâm terbiyesinin insanoğlunu yücelten bir ahlâk ve terbiye sistemi olduğu, bu ahlâkı kendine düstur edinmiş milletlerin tarihinde açık bir surette görüldüğü gibi, son 150 senede bu terbiye sisteminden uzaklaşarak ne hâle geldiğimiz kendi tecrübelerimizle açık bir sûrette ortadadır. 

  Birbirlerini seven, sayan, dostluk ve kardeşliği kendine düstur edinen, herkesin hakkına riayet eden, etrafına daima iyiliği telkin eden, gördüğü kötülüklerle gücü yettiği kadar mücadele eden ve bütün bu hareketlerinde tek ölçüsü Hakk’ın rızasını temin etmek olan, netice itibari ile insanoğlunu yaradılışının gayesine ulaştıran bir ahlâka sahip fertlerden müteşekkil bir milletin aşamayacağı engel yoktur. “

   Ekonomik İstikrar

  “Kalkınmanın ilk şartı belirli program ve hedefler çerçevesinde gayretle çalışmaktır. Ekonomik programların başarısı, gösterilecek sabır ve fedakârlık yanında, çizilen yolda sapmalara gitmeden, programa, dolayısıyla ekonomik gelişmeye istikrar kazandırılmasına bağlıdır. Gelişmiş ülkelerin ancak bu şekilde başarıya ulaştıklarına ve ancak bu sayede durumlarını koruyabildiklerine inanmalıyız

   İnsan gücü ve tabii kaynaklar yönünden her türlü varlığa sahip Türkiye’nin yegâne ihtiyacı çok çalışmak, iyi bir idare ve iktisadî sistemin kurulması ve bunun tecrübeli, bilgili, kabiliyetli kadrolar elinde işler hale getirilmesidir. “

Millî Eğitim

   “Millî bütünlüğümüz tartışma konusu dahi yapılmamalıdır. Anarşi ve terörle, hiçbir noktaya varılamayacağını acı ve çok pahalı tecrübelerle öğrendik… Önemli olan, kendisini kontrol eden ölçülü ve seviyeli bir nesil yetiştirebilmektir. Bunun için Millî Eğitim sistemimizde kemiyet meselelerinin yanı sıra, keyfiyet meselemizi de ele almalıyız. Gençliğimizi, düşman oyunlarına gelmeyecek kadar bilgili, sokakta hiçbir meselesinin çözülemeyeceğini anlayacak kadar seviyeli, vatanın birlik ve bütünlüğünün önemini kavrayacak kadar kültürlü, örf ve âdetlerimize saygılı, hepsinden önemlisi faydalıyı zararlıdan ayırt edecek kadar ölçülü, herkese karşı sevgi ve şefkat besleyen medenî bir insan olarak yetiştirmeliyiz.”  

Millî Kültür

   “Kültür ve sanat Milletlerin gelişmesinde başta gelen bir değerler manzumesidir. Millî bütünlüğümüzün her yönü ile araştırılmasına, işlenmesine, geliştirilmesine, benimsetip yayılmasına ve tanıtılmasına çalışılacaktır. Yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve çocuklarının millî kültürümüzden kopmamaları için gerekli tedbirler alınacaktır.

 İlim adamlarımızın, din âlimlerimizin ve sanatçılarımızın maddî ve manevî değerlerimizin korunmasında ve geliştirilmesinde önemli hizmetler ifa ettiklerine inanıyoruz.

Ana Dil

   “Türkçemizin yapısını ve güzelliğini zedeleyecek hareketlere izin verilmemesi, ana dilimizin tabii seyri içinde gelişmesi gerektiği düşüncesindeyiz.”

  Dış Politika

“Ülkemizin güvenliğinin en müessir bir şekilde korunması, bütün ülkelerle ve özellikle komşularımızla her sahadaki işbirliğinin geliştirilmesi, dünya barışının muhafazası,  hükümetimizin dış politikasının temel hedefleridir.

 Batı dünyasıyla mevcut bağlarımız ile Ortadoğu ve İslâm âlemiyle sürdürdüğümüz yakın ilişkileri dış politikamızın tabii bir köprü teşkil eden coğrafî mevkii, öte yandan müşterek bir tarih ve kültür mirası, Türkiye’nin İslâm âlemine büyük önem göstermesini gerektirmektedir. Bu itibarla, bütün Arap ve İslâm ülkeleriyle mütekabiliyet esasına dayanan iyi ilişkiler geliştirmek ve verimli bir işbirliğini daha da arttırmak hususunda özel bir gayret sarf edilecektir. “

Milliyetçi Değerlere Bağlılı

  “… Milliyetçiyiz demekle milliyetçi olunmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasî ve ekonomik gücünü arttırmak, dünyada itibarlı bir güç hâline getirmek gerçek milliyetçiliğin ilk ve en önemli şartıdır.”

   Küresel Güç

  “Milletlerarası medeniyet yarışında mutlaka yerimizi almalıyız. Türkiye, kendi kabuğuna çekilmiş, sadece kendine yeterli bir ülke olmamalıdır. Hür, demokratik ve gelişmiş bir Türkiye, dünya ülkeleri karşısında ve beşeriyetin ilerlemesinde çok önemli bir role sahip olacaktır. “

Laiklik, Din ve Vicdan Özgürlüğü

          “Türkiye’nin laik bir ülke olduğunun altını çizmek isteriz. Laiklik ilkesi Cumhuriyetin temelinde yatmaktadır. Bu sadece bir anayasa maddesinden ibaret değildir. Tarihi süreç içinde halk tarafından bütünüyle kabul edilmiş bir ilkedir. Tabii ki, laiklik, din ve vicdan özgürlüğüne bir engel değildir ve yüzde 99’u İslâm olan Türk halkı dinlerine özgürce sahiptirler. 

İnsan Yetiştirmek ve Gençlik

 “Kalkınmada yetişmiş, kültürlü ve vasıflı insan unsurunun önemi son derece büyüktür. Milletimizin ve devletimizin teminatı olan Türk Gençliği’nin ilme ve teknolojiye sahip, milli kültürümüzün esasları ile eğitimi, hükümetimizin üzerinde hassasiyetle durduğu en önemli husustur. Çünkü milletimizin ve devletimizin bekası, gençliğe vereceğimiz değer nispetinde teminat altına alınmış olacaktır.”

    “Çocuklarımız ve gençlerimiz cemiyetimizin geleceğinin teminatı ve en değerli varlıklarıdır. Süratle kalkınan ve refah seviyesi yükselen Türkiye’mizi millî, manevî ve kültürel değerleri mükemmel olarak yetiştirilen ve eğitilen gençlerimize devretmek en önemli hedeflerimizden birisidir. “ 

  Milli ve Manevi Değerlerimiz

“Milletçe millî ve manevi değerlere olan bağlılığımızı, gelenek ve göreneklerimize gene milletçe verdiğimiz büyük önemi, tarihin belirli dönemlerinde meydana gelen zengin kültür birikimlerimizin nesilden nesile, hiçbir dejenerasyona uğramadan geçişini sağlamanın teminatı olarak görmekteyiz

Buradan bütün memlekete ilan ediyoruz ki, insanlarımız arasında farklılık, ayrılık yoktur. Bu mavi gök altında Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşlarımız aynı haklara sahiptirler.”

Üç Temel Hürriyet

 “21. Yüzyıla doğru giderken, üç büyük, üç temel hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu görmeliyiz.

 Bu üç hürriyetin birincisi  Düşünce hürriyetidir.Bir toplumun bütünleşmesinin temel taşı, her kurumun bir diğerinin düşüncesine saygı göstermesidir. Eğer, düşünce hürriyeti, düşünmeyi ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilinci oluşmazsa, işte o zaman, kutuplaşmalar, kamplaşmalar, bölünme ve parçalanmalar da doğar. Millî birliğimizi korumanın vazgeçilmez gereği, düşünce hürriyeti, ifade hürriyeti ve düşünceye saygı bilincidir.

 İkinci hürriyet ise evrensel kapsamda ve evrensel anlamda, insanın, insana duyduğu sevginin, saygının simgesi ve göstergesidir.Bu hürriyet de, evrensel anlamda din ve vicdan hürriyetidir. Laik ve demokratik olma iddiası ve iradesindeki gelişmiş ülkeler, bu hürriyete sımsıkı sarılabilmeyi başarmış ülkelerdir.

Ve üçüncü büyük hürriyet, teşebbüs hürriyetidir. Uygar bir rekabet ortamı içinde insanların daha çok çalışma, daha çok kazanma isteklerinin önüne engel konmamalıdır. Asla yasakçılığa sapmamalı, devlet müdahaleciliğini şartların el verdiği oranda, asgari seviyede tutmak kalkınmanın ilk ve temel gereğidir… Derin inancım o dur ki, Batı’nın gelişmiş ülkelerine ekonomik alanda bir an önce yetişmemizin ana motoru, hızlandırıcı motoru, teşebbüs hürriyetidir… “

  Kadın ve Aile

 “Türkiye’nin parlak geleceği için sosyal hayatımızda, siyasî hayatımızda, iş hayatımızda kadınlarımıza çok daha geniş imkânlar tanıma zarureti vardır. Türk toplumunun ana direği ailedir. Türk ailesinin orta direği ise kadındır, anadır. Bu bakımdan Türk milletinin temel direği olan aileye çok büyük önem vermek zorundayız. “

Teknoloji ve Bilgi Çağı

 “21. asır ileri teknoloji ve bilgi çağıdır. 80’li yıllarda başlayan teknoloji ihtilali, başta elektronik ve biyoteknoloji olmak üzere bilimde sağlanan baş döndürücü gelişmeler, insanoğlunun beyin gücünü çok daha iyi kullanmasını sağlayarak önüne inanılmaz sonsuzluk açmaktadır. Önümüzdeki asır ferdin asrıdır, bilgi asrıdır… Mutlaka idrak etmemiz gereken husus, 21. yüzyılı şekillendirecek olan hizmet sektörünün daha kabiliyetli, daha bilgili insana ihtiyaç gösterdiğidir. Değişim, ferdin bizzat kendisinden başlayacaktır. İleri ülkeler arasına girebilen milletler, bu değişimi gerçekleştirebilen, insanını 21. yüzyılın gerekleri doğrultusunda eğitebilen milletler olacaktır. Türkiye’nin bundan böyle hedefi, binlerce kişinin çalıştığı, devasa tesisler değil, bilgi çağının arkasında kalmayacak insan yetiştirmek olmalıdır. “

  Türk Dünyası Türk dünyası olarak, bu yeniden inşa ameliyesine çok ciddi katkılarda bulunabileceğimize inanıyoruz. Türkiye, bugün sürdürdüğü siyasî ve ekonomik istikrarla sahip olduğu teknik bilgi ve tecrübe birikimiyle etrafındaki bütün komşuları için örnek alınan bir ülke hâline gelmiştir… Biz, ülke, toplum ve devlet olarak siyasî, ekonomik ve kültürel tecrübemizi, en başta kardeş Türk cumhuriyetleri ve topluluklarıyla paylaşarak büyütmeliyiz. İşte, bizlerin bu barışçı anlayış ve halis düşüncelerle oluşturmakta bulunduğumuz model uluslararası siyasî düzenin oluşumu sürecine de gerçek bir katkı niteliğindedir.